(arapça - türkçe)
"O, ya birisini batırmak yahut da kafese koymak için ziyafet çekerdi."
delikanlı yutkunarak çıktı. kafese koymuştu, ne olursa olsun koymuştu kafese. (...) sinemaya. gerilerde, en gerilerde yan yana iki koltuk... (orhan kemal, eczanedeki kız)
fakat bu gü-ner de az mal değilmiş hani? coniyi bir kafese koymuş ki ağlarsın. (attilâ ilhan, kurtlar sofrası)