Farsça tâb'dan arapça (طَوْع ṭawˁ): 1. boyun eğme, razı olma, 2. muti, razı olan
Ayten'e o iri, yemyeşil gözleriyle baktı: -Enayilerin topu tav ama... (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı)
-...Irza, namusa dolanmak onda, üçkâğıt atmak onda, manita, söğüş, tav, dızdızcılık hep onda. (Orhan Kemal, Tersine Dünya)