(arapça) Arapça (مال māl): menkul varlık, davar, zenginlik, servet
"Onun ne mal olduğunu bilirim."
"Hangi malı olacak, bildiğin esrar... Hem de koca şeker kutusuyla... İki okka kadar vardı ya, gerisini bilmem."
"Ablacığım, şu senin yeni malı hele bir görelim."
"gavgayı kessün eyle nine vâsi fa sual / gör imdi sen mi fahişe yohısa ben mi mal" (enderunlu vâsıf, zenannâme)
"kavuklu-aman, canım, sen ne mal imişsin de, ben farkında değilmişim." (ortaoyunu, hamam)
"bekârdı. film setinden ayrılır ayrılmaz geceyi geçireceği birtakım 'mallar' arardı, (anonim, diple)
"ben size bu gece o zahmetinizin mükâfatını vereceğim. bak ne güzel, bal gibi mallarım var, şimdi görürsünüz." (server bedii, hey kahpe dünya)
"ab-lacığım, şu senin yeni malı hele bir görelim." (mehmet şeyda, kör şeytan)
"zengin olsam hiç dinlemem kaçırırım... ne mal var onda." (muzaffer buyrukçu, cehennem)
"bende bir mal var, fıstık gibi allah canımı alsın ki! yatakta bir kıvırıyorum ki, şaşarsın!" (irfan yalçın, genelevde yas)
"-hangimalı olacak, bildiğin esrar... hem de koca şeker kutusuyle..." (kemal tahir, esir şehrin mahpusu)
"vereceği bilgiler için kendisine uyuşturucu vereceğini söyler. malı gösterir." (ilhan engin, eroin, silah ve ölüm)
"...'mal' uyuşturucu madde, silâh ya da yabana sigara, her çeşit kaçak eşya anlamına gelirdi yeraltı dünyasında." (kayhan sağlamer, türk mafiası)