Arapça hevâ'dan Arapça (هواء hawāˀ): hava, atmosfer, boşluk
"Bu sözlerin sonu hava."
"Buna rağmen öyle kibar ve asil havası vardır ki bu damga bile onu çirkinleştiremez, inadına daha bir uçarı, daha bir sevimli yapar."
"Namık Kemal'e, Tevfik Fikret'e başarılı nazireler yazmıştır. Onların diliyle, onların sesiyle, onların havasıyla..."
"İlk deneme dalış günü gelince, denizcilerde büyük bir coşkunluk, bir tören havası vardı."
"Kadın güzel değil ama havası var."
"Onu kendi havasına bıraksak çalışmaz."
-Galiba gene kâhyalığa başlayacağım... -Okul? -Hava. (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı)
'Yüzüne karşı da söylerim, benim kimseden korkum yok!' ...'Hava söylersin!'... (Muzaffer Buyrukçu, Bilmece Gibi)