Yunanca (ζούλα zúla): 1. tabaka haline getirilmiş esrar, 2. kaçak (mal), gizli (yer)
"Hasan Kaptan, iskelenin altında hem gözcülük yapıyor hem de benim iple bağladığım sandıkları yukarı çekip zulaya yerleştiriyordu."
"Bilet satışındaki kıza, tiyatrocu olduğumuzu söyledik; bize kıyıdan, köşeden, zuladan, iadeden yer buluyor."
"Ma-pushanede bıçak kıtlığına kıran girse, Aziz'in zulasından en az iki tane bulunurdu." (Adnan Veli, Mapushane Çeşmesi)
"Gizli kat onun zulasıymış. Zaptiyeler evi bastığında orada saklanırmış." (Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım)