Farsça encîr, 'kıç'tan
Pişekâr- Bir kere, bahçelerinde incir ağacı olmadığı gibi, incirin de vakti değil, a birader! Kavuklu- İsmail, bu incin senin bildiğin incirlerden değildir. Arabistan mahsulü gibi, bu ağaç her zaman meyvalı ve olgundur. (Ortaoyunu, Çivi Baskını)
Hacivat- Doğrusu birader. Bahçendeki meyvayı eller kopa-rıyormuş. Karagöz- Ulan, bizim bahçede meyve nerede be? Bir incir vardı, dibini karıştı ra karıştı ra o da kurudu gitti. (Karagöz, Çeşme)